Minerallerin görevleri

Aralık 19, 2008

GÖREVLERİ BULUNDUĞU BESİNLER GÜNLÜK İHTİYACIMIZ VÜCUTTA EKSİKLİĞİNDEKİ BELİRTİLER
ÇİNKO Bağışıklık sistemini güçlendirir, yaraları iyilestirir, sağlıklı cilt ve saçlar, büyüme hormonu ve cinsel hormonların üretiminde görevlidir. Et, balık, deniz ürünleri, işlenmemiş tahıl ürünleri, yumurta, fındık ve cevizde bulunur.

25 – 50 mg’ dır İştahsızlık, derinin pullaşması, saç dökülmesi, yaraların geç iyileşmesi, enfeksiyonlara sık yakalanma gibi belirtileri vardır.

SELENYUM E vitamini ile birlikte hücrelerin ve yağların oksitlenmeden korunmasını, kanserden korunmamızı ve vücudumuzun zehirlerden arındırılmasını sağlar. Balık, et, işlenmemiş tahıl ürünleri, süt ürünleri ve soya fasulyesinde bulunur.

1000 – 200 ug Enfeksiyonlara sık yakalanma, görmede zayıflık, kalp rahatsızlığı gibi belirtileri vardır.

BAKIR Cildimizin saçlarımızın ve rengini, alyuvar üretimini, metobalizma süreçlerini ve bağışıklık sitemini düzenler. Karaciğer, balık, kabuklu hayvanlar, yapraklı sebzeler, bezelye, fındık, ceviz, mantar ve çavdarda bulunur.

2 – 4 mg’ dır Kansızlık, vücut savunmasında zayıflık, egzama gibi belirtilere rastlanır.

KÜKÜRT Bağ dokusu, deri, tırnak üretimi, kan şekeri seviyesinin kontrolü, safra üretiminde görevlidir.
Yumurta sarısında, et, süt, balık, peynir, fındık, ceviz, sebzelerde bulunur.

_____ Kuru ve çatlak deri, tırnak kırılması, saç dökülmesi ve sinirlilik hali.

MANGENEZYUM Antioksidan enzimlerinin canlandırılmasını, yağ tüketimini, kıkırdak üretimini, vücudun zehirlerden arındırılmasını ve hücrelerin genç kalmasında görevlidir. Ananas, ceviz, fındık, baklagiller, işlenmemiş tahıl ürünleri, sebze, bira mayası ve kakaoda bulunur.

2 – 5 mg’ dır. Zayıf kemikler, zayıf sinirler, enfeksiyonlara sık yakalanma gibi belirtilere rastlanır.
KROM Kan şekeri seviyesi yağ yakmanın arttırılması, karbonhidrat tüketiminde görevlidir.
Siyah çay, kakao, bal, fındık, ceviz, ilenmemiş tahıllar, peynir, et ve mantarda bulunur.

150 – 250 ug Yüksek kolestrol değerleri, yorgunluk, sinirlilik gibi belirtileri vardır.

Kaside

Aralık 19, 2008

KASİDE
Kaside divan edebiyatı nazım şekillerinden olup, edebiyatımıza Arap Edebiyatından girmiştir.Klasik bir kasidede nesib-teşbib, tegazzül, girizgah,methiye-hiciv,fahriye ve dua bölümleri bulunur. Ancak bu bölümler her kasidede olmayabilir. Kaside, beyit esasına göre yazılır ve mısra örgüsü aa, ba, ca ,da ,ea…şeklindedir.Bu yönleriyle gazele benzeyen kaside,beyit sayısının fazla oluşu ve bölümlerinin bulunması dolayısıyla gazellerden ayrılır. Kasideler ‘Birini övmek veya yermek için yazılan şiirlerdir.’ şeklindeki tanım, bunun nazım şekli değil de nazım türü olduğunu iddia etmek olur.Oysa kaside adı şiirin nazım şekliyle alakalıdır. Bu açıdan bakıldığında kasideleri belirli bölümlerden oluşan ve gazellerden daha uzun yazılan belli bir kafiye örgüsü olan (aa ba ca da….)nazım şeklidir diye tanımlamak daha doğru olacaktır. Kasideyi övgü ve yergi şiiri olarak tanımlarsak övgü ve yerginin yapıldığı farklı nazım şekilleriyle yazılmış bütün şiirleri bu gruba dahil etmemiz gerekir. Mesela şair gazelinde bir kişiyi övdü ise onun da kaside olduğunu iddia etmemiz gerekir ki bu da doğru bir adlandırma olmaz.Aynı şekilde bütün hicviyeleri kaside olarak adlandırmamız gerekir.Mesela Ziya Paşanın meşhur terkib-bendini(Bir katre içen çeşme-i pür-hûn-ı fenâdan başın alamaz bir dahi baran-ı beladan…) kaside olarak kabul etmemiz gerekir. Kasidelerde illa ki övgü veya yergi olacak şartı yoktur. Meselâ şair bahariyye içinde tamamen baharın güzelliklerinden bahsetmişse bunun içinde övgü ve yergi aramak abes olacaktır. Özellikle İstanbul’dan uzak kalan şairlerin divanlarındaki kasidelerde bir devlet büyüğünü övmekten ziyade bu tür övgü dışı konuların anlatıldığı eğer incelenirse görülecektir. Aynı hatalar gazel için de yapılmaktadır.Gazel kadın aşk şarap konulu şiirler demek değildir.Gazel de kaside gibi bir nazım şeklidir.Aşağıda Naziri divanından alınmış bir kaside örneği yer almaktadır.Sünbül redifli bu kasidede tamamen sünbülün şaire hatırlattıklarından bahsedilmiş;herhangi bir şekilde devlet adamları övülmemiştir:
Kasideler,Türk edebiyatında 13. yüzyılda kullanılmaya başlanır. Nazım birimi beyittir. Beyit sayısı genellikle 33-99 arasında değişir.Ancak daha fazla beyitlerle yazılan kasideler bulunabildiği gibi 8 beyitten müteşekkil kasidelerin yazıldığı da görülmüştür. Kasidenin ilk beyitine matla denir. Şair kasidesi içinde matlayı tekrar ederse tecdid-i matla denir. Matlayı birden çok tekrar ederse bu zat-ül metali veya zül metalidir. Kasidenin son beyitine makta , şairin mahlasının bulunduğu beyite taç beyit denir. Kasidenin en güzel beyiti beyt-ül kasid olarak isimlendirilir. Kaside şairlerine kaside-gû (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir. Çok katı bir kalıpla yazılan kasideler, 6 bölümden oluşur.
Kasidenin Bölümleri
1. Nesip (Teşbib)
• Kasidenin ilk bölümüdür, şiir yönünden en ağır bölümdür.
• Genelde 31/99 beyit olur.
• Şair bu bölümde betimleme yapar ; kadın, kış, at, bahar vs.
Baharın tasviri yapılıyorsa: Bahariye, kışın tasviri yapılıyorsa: Şitaiye, temmuzun tasviri yapılıyorsa: Temmuziye, ramazanın tasviri yapılıyorsa: Ramazaniye, atın tasviri yapılıyorsa: Rahşiye, hamamın tasviri yapılıyorsa: Hamamiye.

2. Girizgah
• Nesip bölümünden methiye bölümüne geçerken söylenen ve basamak görevinde olan beyitlerdir.
• Şair bu bölümde övgüye başlayacağını haber verir.
• 1-2 beyitten oluşur.
3. Methiye
• Kasidenin sunulduğu kişinin övüldüğü bölümdür.
• Şiir yönü çok zayıf, dil yönü diğer bölümlere göre çok ağırdır.
4. Tegazzül
• Gazel söyleme anlamına gelir, bütün kasidelerde olması zorunlu değildir.
• Methiyeden sonra şair bir fırsatını düşürüp aynı ölçü ve uyakta bir gazel söyler, buna tegazzül denir.
5. Fahriye
• Şairin kendini övdüğü bölümdür.
• Fahriyeyi en seven şair Nefi’dir.
6. Tac
• Şairin kendisi hakkındaki yeni düşüncelerini söylediği bölümdür.
• 2-3 beyit bulunur.
• ‘Nefi’ çok kullanır.(Tac bir bölüm değil sadece şairin isminin geçtiği beyittir)
7. Dua
• Kasidenin son bölümüdür.
• Birkaç beyit olur.
• Şair burada övdüğü kişinin başarılı, uzun ömürlü, talihinin iyi olması yönünde dua eder.

Asit Ve Baz Dengesi Bozulduğunda Ne Olur?

Aralık 18, 2008

ARTERYEL KAN GAZLARI (AKG )
VE
ASİT – BAZ DENGESİ (ABD) DEĞERLERİ

Normal Değerler: pH → 7.35 -7.45 (ort. 7.40) pH 7.35 ↓ ise Asidoz
7.45 ↑ ise Alkaloz
pH 6.8 ↓ veya 7.8 ↑ olursa ölüm meydana gelir.

pCO2 → 35 -45 mmHg

pO2 → 80 -100 mmHg ( Alt sınır 60 )

O2 saturasyonu (doymuş) → %95 – %100 ( Alt sınır 80 )

HCO3→22-26 m Eg / lt

HCO3 → Kanın en önemli bazıdır. H+ kazanma ve kaybetme özelliğinden dolayı kanı pH değişikliklerinden korur . Böbrekler tarafından kontrol edilir.
HCO3 – 22 m Eg / lt ↓ ise Metabolik Asidoz
HCO3 – 26 m Eg / lt ↑ ise Metabolik Alkaloz

Baz fazlalığı→ (-2) – (+2) m Eg / lt

Baz Fazlalığı→Toplam tampon bazın arttığını / azaldığını ifade eder
Baz fazlalığı -2 m Eg / lt ↓ ise Metabolik Asidoz
Baz fazlalığı +2 m Eg / lt ↑ ise Metabolik Alkaloz

ASiT – BAZ BOZUKLUKLARI

Solunum Asidoz
Solunum Alkaloz
Metabolik Asidoz
Metabolik Alkaloz

SOLUNUM ASİDOZU

Nedeni hipoventilasyon’dur. PH↑ ve pCO2↓ ile karakterizedir

Görüldüğü Durumlar : – KOAH
– Hava yolu tıkanması
– Astım krizi
– Ağır pulmoner ödem
– Nöromusküler hastalıklar
– MSS Depresyonu ( örn: ilaçlar-morfin )
Tedavisi : – Nedeni bulup ona göre yapılmalı
– Respiratörün tidal volümünün / hızının arttırılması
– Aspirasyon
– pH’ın normale dönüp dönmediğinin kontrolü

SOLUNUM ALKALOZU

Nedeni hiperventilasyon’dur. PH↑ ve pCO2↓ ile karakterizedir.

Görüldüğü Durumlar : – Ağrı -Ateş
– Hipoksi – Sepsis
– Anksiete,histeri – Kafa travması,beyin lezyonları
– Pulmoner emboli – Gebelik
– Pnömotoraks – Aşırı mekanik ventilasyon

Tedavi : – Nedene yönelik tedavi
– Sedasyon
– Respriratörde tidal volümun ve hızın arttırılması

METABOLİK ASİDOZ

Nedeni : Vücutta aşırı miktarda asit birikmesi veya aşırı miktarda HCO3 kaybı sonucu görülen pH↓ ve HCO3 ↓ ile karakterizedir.

Görüldüğü Durumlar : – Böbrek Yetmezliği
– Diabedik ketoasidoz
– Pankreatik sıvının drenajı
– Methyl Alkol ve salisilat zehirlenmesi
– Diamox tedavisi(karbonik anhidraz inhibitörüdür. Böbreklerde HCO3 kaybına neden olur)
– Ağır ishal
– Açlık

Tedavi : – Nedeni bulup , ortadan kaldırmak
– IV yada P.O. bikarbonat

BELİRTİ VE BULGULAR

ASİDOZ
- Sersemlik yorgunluk
- Bilinç bulanıklığı
- Baş ağrısı
- Bulantı-kusma
- Koma
- Hiperkalemi (K+ ↑)

METABOLİK ALKALOZ

Nedeni: Vücutta fazla miktarda HCO3 bulunması veya üst sindirim sisteminden aşırı miktarda H+ iyonu kaybı sonucu görülen pH↑ ve HCO3↑ ile karakterizedir.

Görüldüğü Durumlar : – Nazogastrik Aspirasyon
– Diüretikler (Böbreklerden aşırı Potasyum kaybına neden olur
– Aşırı kusma
– Aşırı IV ya da P.O. bikarbonat alınması
– Fazla miktarda kan transfüzyonu(Sitrat bikarbonata metabolize olur)
– Kronik Steroid tedavisi
– Kronik Hiperkapninin (pCO2↑) hızla düzeltilmesi (Böbrekler tarafından hızlı kompansasyonu)
Tedavi : – Nedeni bulup tedavi etmek
– Dehidrasyonu düzeltmek
– Hipokalemiyi düzeltmek
– Diomax

BELİRTİ VE BULGULAR

ALKALOZ

- Halsizlik
- Seyirme uyuşma
- Titreme
- Baş dönmesi
- Tetani bayılma
- Hipokalemi (K+ ↓)

ASİT – BAZ BOZUKLUKLARININ ÖZETİ

Bozukluklar Aksaklıklar Dengelenme(Kompansasyon)

Solunum Asidozu PaCO2 ↑ HCO3 ↑ (Böbreklerde tutulur)

Solunum Alkalozu PaCO2 ↓ HCO3 ↓ (Böbreklerden atılır)

Metabolik Asidoz HCO3 ↓ Hiperventilasyon (PaCO2 ↓)

Metabolik Alkaloz HCO3 ↑ Hiperventilasyon (PaCO2 ↑)

ASİT-BAZ STATÜSÜNÜ DEĞERLENDİRME

1. pH 7.35 ↓ ise Asidoz 7.45 ↑ ise Alkaloz
2. pCO2 35 ↓ ise Alkaloz 45 ↑ ise Asidoz (SOLUNUMSAL)
3. HCO3 22 ↓ ise Asidoz 26 ↑ ise Alkaloz (METABOLİK)
4. Hangi bileşik pH ile uyuşuyorsa, öncelik o anom aliye yönelir.

BUZ TABAKASI NİÇİN SU YÜZEYİNDE KALIR?

Aralık 18, 2008

BUZ TABAKASI NİÇİN SU YÜZEYİNDE KALIR?

Bilinen tüm maddeler ısıları düştükçe büzüşürler. Bilinen tüm sıvılar da yine ısıları düştükçe büzüşür, hacim kaybederler. Hacim azalınca yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar daha ağır hale gelir. Bu yüzden sıvı maddelerin katı halleri, sıvı hallerine göre daha ağırdır. Ama su, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir ısıya (+4′ C’ye) düşene kadar büzüşür, ama sonra birdenbire genleşmeye başlar. Donduğunda ise daha da genleşir. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Yani buz, aslında normal fizik kurallarına göre suyun dibine batması gerekirken, su üstünde yüzer.

Suyun yukarıda anlatılan özelliği, Dünya üzerindeki denizler açısından çok önemlidir. Eğer bu özellik olmasa, yani buz suyun üzerinde yüzmese, Dünya üzerindeki suyun çok büyük bir bölümü tamamen donar, göllerde ve denizlerde hiçbir yaşam kalmazdı. Bu gerçeği biraz daha detaylı olarak inceleyelim. Dünya’nın pek çok yerinde soğuk kış günlerinde ısı 0′ C’nin altına düşer. Bu soğuk elbette denizleri ve gölleri de etkiler. Bu su kütleleri giderek soğurlar. Soğuyan tabakalar dibe doğru çöker, daha sıcak kısımlar yüzeye çıkar, ama bunlar da havanın etkisiyle soğur ve yine dibe doğru çöker. Ancak bu denge sıcaklık, 4′ C’ye gelince birden değişir, bu kez ısının her düşüşünde, su genleşmeye ve hafiflemeye başlar. Böylece 4′ C’lik su en altta kalır. Daha yukarıda 0′ C, onun üstünde 2′ C, böylece devam eder. Suyun yüzeyi ise 0′ C’ye vararak donar. Ama sadece yüzey donmuştur. Yüzeyin altında kalan 4′ C’lik bir su tabakası, balıkların ve diğer su canlılarının yaşamlarını sürdürmeleri için yeterlidir.

TABAKANIN SU YÜZEYİNDE KALMASININ CANLILARA YARARLARI
Sular her zaman yüzeyden donarlar ve buz her zaman suyun üzerinde yüzer, dibe batmaz. Eğer suyun tüm diğer sıvılar gibi soğudukça yoğunluğu artsaydı, yani buz suyun dibine batsaydı, bu durumda okyanuslar, denizler ve göllerde, donma alttan başlayacaktı. Alttan başlayan donma yüzeyde soğuğu kesecek bir buz tabakası olmadığı için, yukarı doğru devam edecekti. Böylece Dünya’daki göllerin, denizlerin ve okyanusların çok büyük bölümü dev birer buz kütlesi haline gelecekti. Böyle bir Dünya’nın denizlerinde hiçbir canlı yaşayamazdı. Denizlerin ölü olduğu bir ekolojik sistemde kara canlılarının varlığı da mümkün olamazdı. Kısacası Dünya, eğer su normal davransaydı, ölü bir gezegen olacaktı.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.